Bize Ulaşın: 0(232) 336 42 40

Çalışma Saatleri: 10:00-19:00 (Pazar Hariç)

Modern tıpta müthiş gelişmeler yaşanıyor. Gün yok ki yeni bir ilaç veya yeni bir tedavi yöntemiyle ilgili haber duymayalım. Tüm bu tedavilerin mucize etkilerinden söz ediliyor, umutlarımız yeşertiliyor.

Ancak… Tüm bu gelişmelere rağmen modern tıbbın açmazı hala “TAM İYİLEŞME” sağlayan tedavi yöntemleri konusunda pek de başarılı olamaması. Yani pek çok kronik hastalık için uzun süreler, hatta muhtemelen yaşam boyu ilaç tedavisi kullanılması gerekiyor. Daha iyi, daha etkili de olsa ilaçlar hayatımızın başköşesindeki yerlerini korumaya devam ediyorlar.

Onca teknoloji niye bu noktayı aşamıyor, yani kalıcı tedaviler üretemiyor. Kişisel fikrim bakış açısının hatalı olmasından dolayı. Günümüz tıbbı hastalıkların tedavisini planlarken sadece bulguları ortadan kaldırmaya odaklanıyor, hastalık nedenine değil. Kan şekeri yüksekse bunu düşürecek ilaç vermek, kronik baş ağrısı varsa ağrıyı geçirmek, iltihabi romatizma varsa iltihabi süreci durdurmak gibi hedeflerle yola çıkılıyor. Ama temel soru şu: “Bu hastalıklar niye ortaya çıkıyor ve bu nedenleri ortadan kaldırsak hastalıklar da ortadan kalkabilir mi?”

Gerçekten NİYE HASTA OLUYORUZ? Çünkü çevremizdeki zararlı etkenler, bizi korumakla görevli bağışıklık sistemimizin dolup, taşmasına, işlev görmesine engel oluyor. Bağışıklık sistemimiz bir fıçı, bir çöp kovası gibi zararlı etkenleri topluyor, bir kısmını zararsız hale getirip atıyor. Ancak “ BAĞIŞIKLIK FIÇIMIZ”ın kapasitesi sınırsız değil. Zararlı etkenler arttıkça, biriktikçe fıçımız taşmaya başlıyor ve biz bunu hastalıklar, hastalığın bulguları olarak görüyoruz. Modern tıbbın yaptığı da genelde fıçıdan taşanları silmek, yani hastalık bulgularını ortadan kaldırmaya çalışmak. Ancak “bağışıklık fıçımız” doluysa tekrar tekrar taşıp hastalıkların devam etmesine neden oluyor. Gerçek bir tedavi için amaç fıçıyı “BOŞALTMAK” olmalı, taşanları silmek değil.

Fıçıyı dolduran zararlı etkenler ne peki?

  • Elektro manyetik maruziyet
  • Stres
  • Bakteriyel, viral, paraziter ve mantar enfeksiyonları
  • Ağır metaller
  • Zehirli kimyasal bileşikler
  • Diş sorunları
  • Alerjiler

İşte “BİOREZONANS” bu noktada devreye giren bir sistem. Hastalıkları ortaya çıkaran vücudumuza zararlı etkenlerin ortadan kaldırılmasını sağlayan bir tamamlayıcı tıp metodu. Biyofiziksel bir tedavi yöntemi olduğu için de eğitimli doktorların elinde yan etkisi olmayan bir yöntem.

BİOREZONANS’ın nasıl çalıştığını kısaca görelim. Canlı, cansız her madde içinde sıkıştırılmış bir enerji taşıyor. Bu enerji varlığı da onun adeta bir radyo veya telsiz gibi çevreye kendine has bir titreşim, sinyal vermesini sağlıyor. Vücudumuzdaki hücre ve dokuların da kendilerine has sinyalleri mevcut. Hücreler bu sinyaller yoluyla birbirleriyle haberleşip vücudun doğru işlev görmesini sağlıyorlar. Vücut hücrelerimizin olduğu gibi yukarıda sözünü ettiğim zararlı etkenlerin de kendilerine ait sinyalleri, frekansları mevcut ve şayet bunlar vücuda alınırsa sağlıklı hücrelerin iletişimlerini bozuyor. BİOREZONANS, vücuda yerleştirilen özel elektrotlarla bu sinyal bilgilerini değerlendiriyor, zararlı olanları silip, sağlıklı hücre sinyallerini artırarak vücuda geri veriyor. Bu yolla yeniden hücreler arası doğru iletişim sağlanması ile iyileşme sağlanıyor.

Son bir not: Biorezonans ve benzeri metotlar tamamlayıcı tıp metotları olarak değerlendirilmeli ve modern tıbbın bize sunduğu tedavi olanakları ile beraber kullanılmalı. Yöntemlerin birinden birini seçmek, diğerini tamamen yadsımak doğru değil. Bu noktada da tamamlayıcı tıp metotları konusunda gerekli eğitimleri almış hekimlerin seçilmesi, sağlık gibi önemli bir alanda kişilerin duyarlılıklarını istismar edecek bireylerden kaçınılması çok önemli. Çünkü sağlığımız sahip olduğumuz en önemli değerimiz.

Katkı ve sorularınızı bekliyorum.

Herkese sağlıklı günler dilerim.